Nezihe Muhiddin Tepedelengil Kimdir?

Cumhuriyet kurulmadan başlayan bir hikaye, tarihimizin bilinen ilk kadın hakları savunucusu Nezihe Muhiddin Tepedelengil kimdir?

Nezihe Muhiddin Tepedelengil Kimdir?

Nezihe Muhiddin'i mezarı başında anan kadın hakları savunucuları.



Türkiye’nin ilk kadın hakları savunucusu, çağının ötesinde yaşayan, iyi eğitim almış donanımlı bir kadındır Nezihe Muhiddin. Bu yüzden Nezihe Muhiddin kimdir sorusuna cevap vermekte zordur. Babası hakim annesi ev hanımıdır, ailesi eğitimine çok önem vermiş ikisi doğru ikisi batı dili olmak üzere dört dil bilmektedir.  Sosyoloji, psikoloji ve tarih alanlarında çalışmaları ve kitapları mevcuttur.

Yaşadığı dönemin çok ötesinde bir düşünce dünyasına sahip her insan gibi yaşamının son döneminde akıl hastanesi ile tanışmıştır. Yaşamıda akıl hastanesinde son bulmuştur... Nezihe Mehiddin Tepedelengil hayatı boyunca 20 kitap ve yüzlerce makale ve öykü yazmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında cepheye kıyafet ve ilaç yardımı yaptığı ve aktif olarak destek verdiği bilinmektedir. Yaşamının hiç bir döneminde Anadolu’da bulunmasa da tam bir Anadolu kadını tanımı yapmak yanlış olmayacaktır. Gençlik yıllarında ittihat ve terakki’ye sempati duyduğu hatta eğitim ve öğretim desteği sağladığı bilinmektedir.

Nezihe Muhiddin Kadın Hakları İçin Neler Yaptı?

İlk etapta Osmanlı Kadınları Koruma Derneği’ni kurdu ilk genel sekreteri oldu, aktivist olarak kadın hakları kavramını coğrafyamızda tanıttı. Düzenlediği konferanslarda hitabeti ve bilgisi ile kısa sürede adını duyurdu.  Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Kadınlar Halk Fırkası adı altında bir parti kurmak için başvuruda bulundu. Kadınların ne seçme ne de seçilme hakkı olmadığı için başvurusu reddedildi. Mücadele sürecine dernek çatısı altında devam ettiler Türkiye Kadınlar Birliği adı ile örgütlendiler.Başlıca amaçları feminizm adı ile Avrupa başta olmak üzere Dünya’nın tüm ülkelerinde yayılan akımın etkisiyle kadınların sosyal, ekonomik ve siyasal hayatta daha fazla söz sahibi olmasını sağlamaktı. Başarısız olduklarını söylemek imkansızdır. 

Cumhuriyetin ilanından önce gericiliğe karşı yürüttüğü mücadeleyi 29 ekim 1923’ten sonra Cumhuriyet Halk Partili siyasetçilere karşı yürütmek zorunda kaldı. İspatlaması güç bir iddia olsa da günümüzde yaşasa muhtemelen bugün bizler bile fikirlerini alayamayabilirdik çünkü kadın ve erkek arasında tam bir eşitiliği hedefleyen bir anlayışa sahipti. Bugün feminizm savunucularının pozitif ayrımcılık olarak nitelendirdiği aslında paternalist anlayışın bir uzantısı olan bir çok konuya ise şiddetle karşı çıkıyordu.

Kadının çalışma hayatında aktif yer almasını, hiç bir korunma güdüsüne ihtiyaç duymadığını, erkeklerin başaramayacağı bir çok işi başarabileceğini savunmaktaydı.  Türkiye’de kadın hakları savunuculuğunun kurucusudur demek yanlış olmaz. Şüphesiz daha büyük işler yapacak kabiliyeti de vardı ancak önce Türkiye Kadınlar Birliğinden ihraç edildi ardından hakkında onlarca iftira ile davalar açıldı.  Öyle ki hiç bir yerde iş bulamaz, konferans veremez hale getirildi hayatını roman yazarak ve ders vererek kazanmaya başladı. Siyaseti takip etmeye de devam etti 1935 seçimlerinde İstanbul’dan bağımsız milletvekilliği adaylığı koydu ancak başarılı olamadı. 

Nezihe Muhiddin Eserleri

Şebab-i Tebah (1911)

Benliğim Benimdir (1929)

Türk Kadını (1931)

Güzellik Kraliçesi (1933)

İstanbulda Bir Landru (1934)

Bozkurt (1934)

Ateş Böcekleri (1936)

Avare Kadın (1943)

Bir Aşk Böyle Bitti (1943)

Çıplak Model (1943)

Bir Yaz Gecesi (1943)

Çıngıraklı Yılan (1943)

Kalbim Senindir (1943)

İzmir Çocuğu (1944)

Sabah Oluyor (1944)

Sus Kalbim Sus (1944)

Romanlarında kadın figürleri güçlü, düşündüğünü yapan, özgürce cinselliği yaşayan ve kendi ayakları üstünde duran tiplerdir. Bugün yeni basımına denk gelmek pek olası değil ancal pdf versiyonlarına internet üzerinden ulaşılması mümkündür. Kendisini ve eserlerini yıllar sonra kaleme alan Can Dündar ve Yaprak Zihnioğlu övgüyle bahsetmiştir. Hayatını genç sayılabilecek bir yaşta 69’unda ruh ve sinir hastalıkları polikliniğinde tamamladığında takvimler 1958 yılını gösteriyordu.  

Hayatını bu şekilde hayal etmemişti şüphesiz ancak onu bu kadar dibe çeken Cumhuriyetin henüz taşlarının yerine oturmadığı yıllarında yaşamasıydı. Ülkemizin nispeten daha özgür dönemlerini yaşadığı 1960’lı veya 1970’li yıllarda benzeri çalışmaları yürütmüş olsa bugün en azından kadın hakları açısından çok farklı bir Türkiye’de yaşıyor olabilirdik. 


Güncelleme Tarihi: 14 Ekim 2018, 19:28
YORUM EKLE